Pamuklara küsüm ben. Sonbaharda açar mı çiçeklerini hiç vicdanlı bir bitki olsa! Çoluk çocuk okullarından geri kalır diye düşünmesi gerekmez mi?! Eylül ayı geldi mi üç beş parça eşyamızı toplayıp Adana yollarına düşeriz her yıl. Ne kadar kendimi kandırıp seyahate çıkıyormuşuz gibi hayal kursam da bir karavan değildir yol yaptığımız, kamyon arkalarında üst üste taşınırız. Gittiğimiz yerde kaldığımız çadırların kapısı yeşilliklere, maviliklere açılmaz. Her sabah gün doğarken gelinlik giymiş bembeyaz bir tarla karşılar bizi.
Pamuklara küsüm ben. Avucumda varlığı ile yokluğu belli olmaz. Bu kadar yumuşak olmak için bu kadar hafif olmak zorunda mı? Akşama kadar topluyoruz, çuvallar dolduruyoruz, tartıya koyduk mu en fazla yüz kilo geliyor. Beyaz altın diyorlar bir de ona, yüz kilo altın elli lira mı eder Allah aşkına! Aldığımız elli liranın da beş on lirası çavuşlara gider. Ben her seferinde direnirim paramdan çavuşa vermemek için ama itiş dövüşle alırlar elimden.
Güneşe de küsüm ben. Eylül’de neyin harareti bu kadar? Garezin mi var bize güneş!? On dört saat yakıcı sıcağın altında çalışırken öyle bir terler ki herkes, pamuklardan vazgeçip bizim üzerimize üşüşür sinekler. Çürük patates gibi kokarız. Kahvaltı ve öğle yemeği için toplaştıklarında yemeğimi alır öteye geçerim. Tenimin beyazlığını da unuttum kaç yıldır, öyle bir yakıp kavuruyor ki güneş, topumuz kapkara dönüyoruz Ekim’de evlerimize. Ben sık sık yıkanırım aslında ama açılmıyor rengimiz bir sonraki pamuk mevsimine kadar.
Annemle babama küsüm ben. Neden beni bırakıp gittiler ki? Annem cennet diye bir yere gitmiş tek başına, babam da yeni karısıyla İstanbul’a. Beni babaanneme bıraktılar. Geçenlerde dedem amcamla konuşurken duydum, bela olmuşum başlarına. Belasız bir ay geçirmek için mi gönderiyorlar acaba beni pamuğa?
İnsanlara küsüm ben. Bizi unuttular burada. Akılsız diyorlar bana ama anlıyorum her şeyi, haberleri izliyorum ben. Mültecileri konuşuyor bütün dünya. Peki bizi neden kimse kurtarmaya gelmiyor? Adımıza da rençber diyorlar daha havalı dursun diye. Sözlükten baktım ben; eziyet, sıkıntı çeken kişi anlamına geliyormuş rençber.
Allah’a da küsüm ben. Gözlerimi neden çekik yarattı? Benim adım İlyas. On altı yaşındayım. Herkes gibi duygularım ve düşüncelerim var. Hem herkes gibi pamuk da toplayabiliyorum. Ama gözlerim yüzünden bana akılsız diyorlar. Benim adım İlyas, ama beni görünce mongol diyorlar. Hayır İlyas diyorum, rençber İlyas.
