BİR DAMLA GÖZYAŞI

Kadın kızına bağırdı: “Ben pencereleri kapatıyorum Nana, sen de hemen kapıyı kilitle!” Kız gazetecilerin kapının önüne yığılmalarına birkaç saniye kala sürgüyü itti ve sırtını soğuk demir kapıya yaslayarak nefes nefese yere çömeldi. Bahçedeki kalabalığın arasından kahkaha sesleri yükseliyordu. Aylardır yaşadıkları kabus yetmezmiş gibi bir de bu çıkmıştı başlarına.

Her şey altı ay önce okulda matematik dersinde sınıf arkadaşlarının o boşbağaz kızın şakasına gülmesiyle başlamıştı. Histerik bir şekilde devam eden gülme sebebiyle ders iptal olmuş, öğrenciler yatakhaneye gönderilmişti. Öğretmenin sinirleri bozulmuştu ama uzun zamandır zor günler geçiren bu ülkenin çocuklarına bir de o yüklenmek istemiyordu. Yatakhaneye giden kızların gülme krizleri devam ediyordu. Akşam baharat kokulu yemekhaneye giren öğrencilerden gülmeye devam ettikleri için nefes almakta zorlananlar tabaklarını alıp bahçedeki çardağın altına geçtiler. Çardaktan yükselen kahkahaları duyanlar merakla bahçeye çıkıyor, gülme sesleri gittikçe artıyordu.

Gece karın kasları ağrıyan kızlar yorgunlukla sızdılar. Uykusunda bile gülmeye devam edenlerin karanlık koridorlarda yankılanan sesleri bir korku filmini andırıyordu. Sabah gözünü açan gülmeye kaldığı yerden devam etti. Önceki gün sınıfta on altı kişi ile başlayan bu kriz, bir salgın gibi okulun öğrencilerini sarmaya başlamıştı. Her sınıftan kahkahalar yükseliyordu ve ders işlemek imkansız bir hal almıştı.

Yüz elli kişilik okulda krizin vurmadığı tek kişi Nana’ydı ama bu akıl dışı sahnenin içinde kimse onu farketmemişti bile. Çaresiz kalan müdür okulu tatil edip öğrencileri evlerine gönderdi. Birbirlerini görmezlerse bu saçmalığın biteceğini düşünüyordu. Oysa farketmeden dünyanın en ilginç salgınlarından biri için düğmeye basmıştı. Köylere, kasabalara dağılan öğrenciler girdikleri her yerde diğerlerine gülme krizini bulaştırıp çıkıyorlardı.

Bir ay sonra bölge karantina altına alınmış, tüm okullar kapatılmıştı. Hastaneler kas ağrısı ve solunum yetmezliği sebebiyle kendilerine başvuranlara tedavi uygulayamayacak kadar dolmuştu. Kalbi yeterince güçlü olmayan yaşlıların bazıları saatlerce güldükten sonra can vermişti. İlk zamanlar komik bulunan bu salgın, sebebi bulunamayan, içinden çıkılması zor bir belaya dönmüştü. Gülme krizine yakalananların sayısı gün geçtikçe artıyordu. Binlerce insanın hayatı altüst olmuştu.

Nana’ların evinde ise durum sakindi. Nana’ya bulaşmayan salgın ailesini de korumuştu. Aylardır evden çıkmamaya gayret ediyor, ihtiyaçlarını karşılamak için dışarı çıktıklarında ise uzaktan kahkaha seslerini duyar duymaz arkalarına bile bakmadan kaçıyorlardı. Araba tamircisi olan babası tamirhaneye gelen araçları sahipleri bırakıp gittikten sonra içeri alıyor, telefonda görüşerek aracın sorununu öğreniyor ve yine temassız bir şekilde dükkanından teslim ediyordu.

Nana her gün haberleri izliyordu. Akşama kadar tüm ulusal ve yerel kanallarda gülen insanları izlemek sinirlerini altüst etmişti. Aynada kendine bakıyordu bazen. En son ne zaman güldüğünü bile unutmuştu. Bu ailede, bu ülkede ve hatta bu dünyada olmak ona kesilmiş bir ceza gibiydi. “Tanrım!” diyordu, “Lanet olası salgın bile yüzümü güldürmedi benim, koca okulda bir tek bana bulaşmadı gülmek.”

Gülme krizi salgını şokunun atlatılmasının ardından bilim adamları ve gazeteciler salgının ilk başladığı yeri ve olayı araştırmaya başladılar. Öğrenciler ve aileleri ile yapılan görüşmeler sonrası Nana’nın durumu ortaya çıktı. Yapılacak araştırmalar için gönülsüz de olsa kapılarını açmak zorunda kalmışlardı yetkililere ama Nana gazetecilerle görüşmek istemiyordu.

Nana biliyordu; Hoyratça sorular sorulacak, küçük masum zihni henüz hiçbirini algılayamadan güzel yüzüne gülmeyi yasaklayan can acıtıcı ne kadar hikayesi varsa her biri ortalıklara saçılacaktı.

Nana korkuyordu; Gülme krizine yakalanmaktan daha çok korkuyordu ağlayamamaktan. Ona acı veren asıl şeyin ağlayamamak olduğunu bilmeden korkuyordu.

Nana hala demir kapıya sırtı yaslı, beton zeminde uyuşmuş bir şekilde oturuyor, arka taraftan yumruklanan kapı zayıf bedenini titretirken ellerini göğsünde birleştirmiş dua ediyordu: “Tanrım, bir damla gözyaşı…”

Yorum bırakın