Sivrisinekler bacağındaki yaraların arasında kalan küçük yumuşak deriyi sokmaya başlayınca uyandı. Başına kapattığı kirli ve lime lime olmuş örtüyü açıp sinekleri kovmaya çalıştı. Şehrin üzerinde yayılan duman bugün onun başındaki göğe kadar ulaşmıştı. Dumanın rüzgarla takip ettiği yolu ümitle izledi, sıranın kendisine ne zaman geleceğini düşündü. İki ay önce gelmişti ölümün başkentine. Her şeyi geride bırakmıştı. Sokakta yatıyor, gün içinde şehirde gezinen hacıların ikramları ile karnını doyuruyordu. Ölmeden geçirdiği her gün tanrı Şiva’ya önce isyan, sonra tövbe, sonra dua ediyordu. Kimsesiz geçirdiği hastalıklı bir ömrün ardından ölüp dünyaya yeniden dönmek istemediği için gelmişti bu şehre.
O sabah da şehirde ağır adımlarla gezinmeye başladı. Kurtuluş Oteli’nin önünde durdu. Kapı açıktı. Bahçede oturan refakatçilere baktı. Her birinin yüzünde sevdiğini kaybedecek olmanın hüznü ile bir ruhu Nirvana’ya ulaştıracak olmanın huzuru yan yana duruyordu. Bahçeye girip tek başına oturan genç bir adamın yanına ilişti. Bu adamın yüzünde hüznün yanında çaresizlik almıştı yerini. Ona derdini sorunca adam anlatmaya başladı. Buraya doktorların birkaç ay ömür biçtiği karısını getirmişti. Otele geleli iki hafta olmuştu. Geldikten sonra karısının hamile olduğunu farketmişlerdi. Eğer törenden önce bu öğrenilirse kadının tüm hayalleri yıkılacaktı. “Burası ölümü bekleyenlerin evi, doğumu bekleyenlerin değil” dedi genç adam. Çaresizce ağlamaya başladı.
Yaşlı ve hasta adam Kurtuluş Oteli’nden ayrılarak nehre doğru yürümeye başladı. Yaklaştıkça yanık kokusu artıyor, o kokunun içinden yanık et, sandal ağacı tozu ve ipek kumaşın kokularını ayrı ayrı alabiliyordu. Ganj’ın kıyısı şölen yeri gibiydi. Üst üste yığılmış odunların üzerine yerleştirilmiş bedene baktı. Kırmızı ve sarı ipeğe sarılı her ceset onun için yerinde olmak istediği, imrenilecek bir yolcuydu. Nehre savrulan külleri kıskanarak izliyordu.
Hemen önünde başka bir ceset yine ipeklere sarılmış nehre salınıyordu. Kurtuluş Oteli’ndeki adamın karısı geldi aklına. Kadın yakılmak için geldiği Varanasi’de karnında belki ateşin sıcaklığını hissedecek bir canlıyla kül mü olacaktı, Ganj’ın sularına gömülüp başka bir bedenle geri mi dönecekti. Ya bebek?
