“Sevgili günlük; Bugün sabah erkenden kalktım, penceremin önündeki ağaca konan kuşlar uyutmadı. Uykumu alamamış bile olsam gülümseyerek açtım gözlerimi. Çünkü mutfaktan sucuklu kaşarlı tostun kokusu geliyordu burnuma. Annem her zamanki neşesiyle hareketli bir türkü söylüyordu sessizce. Kalkıp onun yanına koştum, beni görünce gözleri ışıldadı, yanağına bir öpücük kondurdum. Kirli ellerini bana değdirmemeye çalışarak kollarını doladı boynuma. Sonra onunla güzel bir kahvaltı yaptık. Ben ona yine kafamdan uydurduğum birkaç saçma bilmece sordum, her birini ciddiyetle düşünüp cevaplar verdi. Şakalaştık, gülüştük. Kahvaltıdan sonra odama gidip dolabımı açtım. Annem dün yıkamıştı çamaşırları, yumuşatıcının çiçek kokusu sardı her yanı. Üzerime kıyafetlerimle birlikte baharı da kuşanmış oldum.
Bugün okul olmadığı için arkadaşlarımla görüşecektim. Kapıdan çıkarken annem cebime harçlık koydu. Semtimizin meydanında buluştuk arkadaşlarla. Okula giderken arada bir önünde durup vitrinindeki pastalara baktığımız, sahibi bizi farkedince de camdaki yansımamızdan saçımızı başımızı düzeltiyormuşuz gibi numara yaptığımız pastane var ya, işte oraya gittik. O tatlıların tadına bakma zamanı gelmişti. Ben içi çikolata parçalı ve fıstıklı kocaman bir dilim pasta sipariş ettim, yanına da limonata. Pastaneden sonra lunaparka gittik. Çarpışan arabayı ben ısmarladım arkadaşlara.
Akşam üzeri eve döndüğümde babam da işten gelmişti. Beni görünce kollarını açıp koş bakalım dedi. Artık kucağına zıplayacak kadar küçük olmasam da beni kollarını açarak şefkatine davet etmekten hiç vazgeçmiyordu. Akşam yemeği için masaya oturduğumuzda günümün nasıl geçtiğini anlattım onlara. Mutluluğumun bir kısmı onlara da geçmişti ama bendeki mutluluk çoğalmıştı. Hayatımın en güzel anlarını bu evde yaşadığımı farkedip ne kadar şanslı olduğumu düşünerek çalışma masama geçtim. Çünkü biliyorsun sevgili günlük, tüm bunları yazmasam olmaz.”
İçerden gelen bağırış sesleriyle irkildi çocuk. Kalemi halının üzerine bıraktı. Elindeki tek ortalı kareli defteri oturduğu minderin altına sakladı. Günlük rutinlerine dönüşen kavganın eşyaları fırlatma aşamasına geçmişlerdi. Birazdan babası fiziksel gücünün üstünlüğünü gösterecekti annesine. Belki sıra ona da gelirdi. Başını kaldırıp tavanın hemen altındaki küçük pencereye baktı. Yoldan geçenlerin ayaklarını izledi. Bir parça gökyüzü görünüyor olsa belki ona iyi gelirdi. İçerdeki kavga ne zaman biterdi acaba? Sabah kahvaltıda yediği çeyrek salçalı ekmekle duruyordu hala. Annesi o evden çıkmadan önce ne kadar beddua varsa okuyup üfledikten sonra cebinde kalan bozuklukları da almıştı ondan. Sabahtan akşama kadar lunaparkta su satmaya çalışırken simitçiyi de görmezden gelmişti bu yüzden, kağıt helvacıyı da, lahmacuncuyu da. Defteri çıkardı yine sakladığı yerden. Son sayfayı açtı. Yazdıklarına hızlıca göz geçirdikten sonra tonlarca ağırlıktaki küçük başını dizlerine dayadığı kollarına gömdü. Ağlamanın faydası yoktu. Kirli kazağı bahar kokmuyordu.
