BÜYÜK YALAN

“Taşra küçük kalp spazmları gibidir, öldürmez ama tat da bırakmaz insanda. Taşrada en kötüsü kafanın az da olsa çalışıyor olmasıdır. Bir yerlere sığamazsın o halinle, kimselerle sohbet edemezsin. Azıcık heyecanlanıp konuşmayı uzattıysan mahallenin delisi ilan edilirsin. Taşrada eğer hayat hakkında iki kelam ediyorsan, elinde kitap taşıyorsan entel derler sana, ki taşrada küfürdür bu.”

Çay ocağında oturmuş bu satırları yazıyordu önündeki saman kağıda. Çocuğunun okul kitabından kopardığı kağıdın arka tarafındaki Türk bayrağı ve İstiklal Marşı’nın solgun boyaları fon olmuştu yazdıklarına. Karşısındaki sandalyenin çekilmesiyle metal ayakların mermer zeminde çıkardığı ses irkiltti onu. Selam verip masasına oturan adam ilçenin yerel radyosunun sahibiydi. Hoş beş ettikten sonra lafa girdi: “Az kaliteyi yükseltelim dedim radyoda. Bizim buralarda da en kaliteli adam sensin be. Ne dersin, gece yarısına doğru bir şiir programı yapar mısın? Kendi yazdıklarından da okursun”.

Teklifi kabul etti. Yılın en soğuk günlerinde gecenin ayazı yüzünü kamçılarken her gün aynı saatte radyonun yolunu tuttu. Her programda kendi yazdığı şiirleri okudu, aralarda şarkılar çaldı. Telefonla canlı bağlantı yapıp konuklar aldı, sevgiden, vefadan, merhametten, dürüstlükten konuştular. Şiirleri çok sevildi. Öyle ki radyo programının müdavimi olan kadın -ilçenin yalnızca broşür ve elif ba cüzleri basan matbaasının sahibinin karısı-  eşini ikna ederek onun şiirlerini bastırttı.

Siyah kapağın üzerinde plastik kırmızı bir gül resmiyle çıkmıştı kitap; en üstte adamın ismi, altta kitabın: Büyük Yalan. Kitap ilçede dağılmaya başlamıştı bile. Yediden yetmişe birçok kişi almıştı kitabı. “Ben de şiir okuyom” diye hava atmak isteyen birinin olduğu her evde alınıp zigon sehpaların en üstte duran, yerinden hiç oynatılmayan en büyük parçasının üzerine koyulmuştu.

Adam hayatının en büyük yalanını kitabının ismine gizlemişti; Büyük Yalan. İlçe memnundu kitaptan, ama o kendi kitabını eline her aldığında Atilla İlhan, Turgut Uyar, Cahit Zarifoğlu, Nazım Hikmet ve daha nice şairlerin elleri yakasına yapışıyordu sanki. Büyük Yalan’ın içindeki dizeler, bir taşra entelinin meşhur şairlerin en az bilinen şiirlerinden alınan dizelerle, ince bir işçilikle, yapboz yapar gibi işlenmişti. Suçlulukla kıvrandığı, uyuyamadığı gecelerde ninni gibi fısıltıyla tekrar edip durduğu cümleye sığınırdı: “İlham geldiydi de biz mi yazmadık”.

Yorum bırakın