MASA

Şu dünyada vazifesi hemen bitip hayattan usulca çekilenlere çok özeniyorum. Bir perde olabilirdim mesela, yaz aylarında güneşin ağır ağır soldurduğu, rüzgarın dışarı çekip hırpaladığı, modası geçince çöpe atılan… Ya da yayları gevşeyen, örtüyle de eskiliği gizlenemeyen, üzerine dökülen yiyecek içeceği süngerinin derinliklerine kadar emmiş ve gözden kolay çıkarılan bir kanepe…

Ama işte benim de kaderimde masa olmak varmış. Evlerin karizmatik ve vazgeçilmezi olarak nitelendirilmeyen ama her evde mutlaka bir kenara yerleştirilen eşyası, sıradan bir masa. Onca işlevimiz var, yine de çok konuşmazlar hakkımızda. Çilemiz de bitmez bir türlü. Diğer birçok eşya gibi modası geçti diye evden çıkarılmayız kolay kolay, en kötü ihtimalle bir örtü veya çiçek desenli muşamba ile kapatılırız, eskiyince hemen bir boya veya cila attırıverirler üstümüze. Çöpe atılmaz eskiciye veriliriz. Ah ne hallere düştüm ben bir bilseniz!

Hayatım her masanınki gibi ormanda başladı. Gölgesinde türlü canlının huzur bulduğu bir ağaçtım. Ceviz miydim acaba? Tam hatırlamıyorum, o kadar geride kaldı ki o yıllar. Bir masaya dönüştürüldükten sonra çok yer gezdim. İlk yapıldığımda o gıcır gıcır halimdeyken bir şirket aldı beni. Allahım ne sıkıcı günlerdi! Gergin, asık suratlı bir grup adam otururdu tepeme, çene Allah çene. Kalemler döndürülüp vurulur başıma tak tak tak! Çok zor günlerdi. Neyse ki şirkette işler iyi gidip daha büyük bir yere taşınacakları zaman sattılar beni bir spotçuya.

Henüz yeni sayılırdım. Orta halli, yeni evli bir çift aldı beni yemek masası diye. İlk zamanları tabi, her akşam yemeğinde gülüşmeler, muhabbetler… Bir süre sonra tartışmalar da başladı üzerimde yemek yerlerken. Ben de geriliyordum haliyle, benim gerginliğim de pek zor oluyor; bardak değilim ki çat diye çatlayıvereyim, kapı değilim ki pat diye çarpıvereyim. Öylece duruyorum. Çok gergin zamanlardı, neyse ki boşandılar bir yıl sonra, beni de verdiler bir ikinci el eşyacıya.

Sıradaki yerim küçük bir tekstil atölyesiydi. Üzerimde çizim ve kesim yapmak için almışlar beni. Sabahtan akşama kadar Müslüm Gürses, moleküllerim yaşlandı yemin ederim. Üstüne bir de iğne mi saplanmadı bana, kesim bıçağı mı çizmedi beni, yara bere içinde kaldım. Atölyenin sahibi de az Allahsız değildi, geceleri arkadaşlarını atölyeye doldurur, kumar çevirirdi üzerimde. Gece de huzur yoktu orada bana. Çok beddua ettiğimden mi bilmem, işleri iyi gitmedi atölyenin, sattı o da beni.

Sonra düştüm bir pavyona. Gündüz kös kös otur, gece eller havaya. Rakı bardakları tak diye çarpılır kafama, anason kokulu ne muhabbetler döner üzerimde, benim ahlakımı orası bozdu vallahi. Hele konsomatrisler üzerime çıkıp da dans etmezler miydi, ufff manzarayı en güzel ben görürdüm söylemesi ayıp. Gezdiğim onca yerden sonra en eğlenceli yer bu payvondu, arada kavgalar çıkıp üzerime sandalyeler vurulsa da değişik hikayelere şahit olmak eğlendiriyordu beni. Ama burada da birkaç yıldan fazla kalamadım. Sebebini öğrenemedim ama bir gün gözümü Çukurcuma’daki bir antikacıda açtım.

“Hah” dedim, “Geldik entel sokağına.” Tek başına yaşayan iç mimar bir hanım kız aldı beni evine. Neymiş efendim, İskandinav tarzı evine çok yakışacakmışım. Laflara bak hele! Hadi hayırlısı dedim. Bir taşıma firmasından araç getirtti iki sokak ötedeki evine götürmek için beni. Onca paranın üzerine bir de bahşiş verdi adama, parayı nereye harcayacağını bilemeyen birinin eline düştük anlaşılan. Evine bir anlam veremedim ben bu kızın; tablolar, biblolar, evde iki kedi, bir köpek.. Köpek bir gün direk sanıp da bacağımın birine işemesin mi, “it oğlu it seni, hoşt!” desem de sesimi duyuramam ki. Kız temizlikten de anlamıyor, kaç gün sidik koktum da bana mısın demedi.

Neyse, kızın arkadaşı geldi birgün. Ona gösteriyor beni heyecanla, “Yeni masam nasıl Bengücüğüm, tam evimin havasına uygun değil mi, bayılıyorum böyle kullanılmış ruhu olan eşyalara”. Hey yavrum hey, sen geçip geldiğim yolları, ruhumu bilsen sokar mıydın beni bu eve acaba! Öncesinde bir yazarın masası falan olduğumu zannediyor herhalde şapşal.

Velhasılı kelam, şimdilik buradayım, şu entel kızdan biraz tahsil kapmaya çalışıyorum. Bakalım hayat beni daha nerelere sürükleyecek.

Yorum bırakın