CAVİDAN

Uzaktan baktığımız hayatlar bize hep daha güzel gelir. Görmediğimiz şeylerin var olmadığını düşünme eğilimimiz vardır belki de. Kusurlar yakından bakınca ortaya çıkar en çok. Oysa bizim ahşap konağımız geniş bahçesi ile mahallede kimsenin yanına yaklaşabileceği bir mesafede değildi. Yoldan geçenler sadece bahçe duvarının üzerinden, uzaktan görürdü konağı. Bazıları başını çevirip göz ucuyla bakar, sonra hızlı adımlarla uzaklaşırdı. Mevsimiyse eğer ve bahçedeki ıhlamurlar açtıysa o muhteşem koku yoldan geçenlerin adımlarını yavaşlatır, birkaç nefes daha teneffüs etmelerini sağlardı.

Ben geceleri çıkardım yalnız pencereye. Özellikle de ay ışığının konağın ön cephesine vurduğu geceleri çok severdim. Ay ışığının sarı saçlarımı kül rengi yaptığını bilirdim, bu hoşuma giderdi. Yaz da olsa kış da olsa kiremit rengi kadife sabahlığımı çıkarmazdım üzerimden, ama hava serinse önünü iyice kapatır, kuşağı sımsıkı bağlardım.

Konakta varlığımla yokluğum birdi ama yine de evdekiler rahatsız olurlardı benden. Çok uzun yıllardır burada yaşıyordum, tek istediğim de bu konakta olmaya devam edebilmekti. Beni sevmiyorlardı burada ve göndermek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Ama ben kalmakta kararlıydım.

Başlarına ne gelse benden biliyorlardı. İnsanoğlu ne de mahir suçlu bulmakta. Hele de benim gibi zavallı ve kimsesiz bir genç kızı suçlamak, ne kadar kolay.

O makus olayın yaşandığı geceden sonra bir de katil yaftası yemiştim. Her zamanki gibi aynı pencereden ay ışığında dışarıyı izliyordum. Zifiri karanlıkta bembeyaz yüzüme ay da vurunca bir kandil kadar ışık saçıyor olmalıydım ki yoldan geçen birkaç ayyaş beni pencerede görünce bağırarak uzaklaşmışlardı. Havada is kokusu vardı. Kulaklarımda ise evde dolaşan ürkek ayak sesleri. Evin yaygaracı hanımı benden korkuyordu, oysa ben de ondan korkuyordum. Pencereden giren rüzgar salonun kapısının altından süzülürken tiz bir ses çıkarıyordu. Oradan anlamıştı kadın demek ki benim salonda olduğumu. Kapının altından süzülen mum ışığını gördüm. Lambaları yakmadan, beni ürkütmeden yakalamanın derdindeydi. Ne yapacaktı ki? Bir kez daha ölemezdim ya! Kapıyı hızla açıp lambanın düğmesine bastı. Odanın aydınlanması ve beni görmesi ile çığlığı bastı: HAYALET! Oysa yüz elli yıldır bu konağın duvarlarına kaç kez kazıdım adımı “Cavidan” diye.

Kadın kapının eşiğine yığılıp kaldı. Ölmüş. Katili diye de beni bildiler. Konakta köşe kapmaca oynuyoruz geride kalanlarla. Boşa kürek çekiyorlar. Kıyamete kadar buradayım!

Yorum bırakın