BULUŞMA

Kadın, duvarları dökülmüş gecekondular ve yamulmuş barakaların arasından küçük ve ürkek adımlarla ilerlerken başka bir gezegende hissetti kendini. Hava buz gibi soğuktu ama kar yağmıyordu. Nenesi seslendi içinden: “Kar bi yağsa, kırılacak bu sovuk”.

Gecenin karanlığında bir kadın süzülüyordu bir de bacalardan çıkan dumanlar. Kimisinde odun yakılıyordu kimisinde kömür. Kadın bunları kokusundan ayıracak kadar bilmiyordu ısınmanın zahmetlerini. Üvey annesi seslendi içinden: “Şehir çocuğusun sen, zorluk nedir bilmezsin ki”.

Evlerden birbirine çekilmiş kaçak elektrik kablolarına takılmamaya çalışarak yürüyordu kadın. Bir yandan da kimisi çıplak, kimisi solup incelmiş tüllerle örtülü pencerelerden içeri bakıyordu tek tek. Kimse kalın perdelerini çekmemişti bu mahallede, saklayacak da çekinecek de halleri yoktu besbelli. Sobaların kurulu olduğu odalarda toplaşmıştı aile fertleri. Çoğunun yüzleri soluk, gözleri fersizdi, çocukların bile. Ama evlerden birinin penceresinin önünde kalakaldı kadın. İçeride genç bir adam karısına elindeki bıçağı savuruyordu, 2-3 yaşlarında bir kız çocuğu da dehşetle onları izliyordu.

Kadın ne yapacağını bilemedi, “Yardım edin!” diye bağırmaya başladı. Sesi mahallenin umarsız karanlığında yok olup gitti, bir koşup gelen olmadı. Kapıya yöneldi kadın, bir omuz darbesiyle açtı ahşap kapıyı. Ailenin olduğu odaya girdi. Ne gözü dönmüş adam, ne can derdindeki kadın gördü onu. Kendi canı tehlikdeymişçesine korkuyla koşarak çocuğa sarıldı.

O kıyametin içinde çocuğun hıçkırıklarının sesi duyulmasa da, kadının göğsünün üstünde kesik kesik inip kalkan bir beden ve hızla atan bir kalp vardı. Kız titredikçe kadının çenesini gıdıklayan dağınık saçlarından yükselen koku onu yıllar öncesine götürdü; zeytinyağlı sabun kokusu…

Kadın bir yandan kızın ara sıra annesiyle babasına dönen yüzüne elini götürüp gözlerini kapatıyor, bir yandan da kısık sesle aynı cümleyi tekrarlıyordu: “Bunları hatırlamaman lazım!”. Küçük darbelerle karısını yere düşüren adam elindeki bıçağı onun boğazına dayamış bağırıyordu “Son duanı et!” diye. O ses çocuğu kucaklayan kadının kulaklarında yankılanıyordu. Kadın birdenbire istemsizce sayıklamaya başladı: “Allah’ım lütfen annem ölmesin, lütfen annem ölmesin!”.

Soğuk duvara dayanmış kadınla küçük kızın gözleri kapalıydı. Oda sessizliğe gömüldü birden. Kadın ölmüş, sarhoş adam sızmış, küçük kızsa bayılmıştı. Kadın gözlerini açtığında karşısında kanlar içinde yatan anneyle göz göze geldi. Hayatında ikinci kez bir ölüyle bakışıyordu, ama ilkini hatırlamıyordu. Titreyerek kalktı oturduğu yerden, yatak odasına gidip yüklüğün örtüsünü kaldırdı. Eliyle koymuş gibi bulduğu battaniyeyi alıp odaya gitti. Kızı ona sarıp kucağına aldı ve evden çıktı.

Gece daha da kararmış, daha da soğumuştu. Nereye gittiğini bilmeden sokaklardan geçti bir bir. Yürüdükçe kucağındaki çocuk da ruhu da hafifledi kadının. Hava aydınlandığında evinin önünde buldu kendini. Çocuk yoktu kucağında. Ne yaşadığını bir türlü anlayamadı kadın. Saçlarına sinen is kokusu olmasa bir rüya gördüğünü düşünecekti. Omzundaki battaniyeyi fark etti sonra. Küçücük bir çocukken hep sarınıp yattığı o eski battaniye…

2 Yorum

  1. Fusun Esen adlı kullanıcının avatarı Fusun Esen dedi ki:

    Çok güzel olmuş ellerine sağlık…

    Beğen

    1. zelihaaltuntas adlı kullanıcının avatarı zelihaaltuntas dedi ki:

      Teşekkürler 😊

      Beğen

Yorum bırakın