Yanından geçen adamla omuzları çarpıştı. “Önüne baksana lan, öküz!” diye bağırdı adam ona. Dönüp bakmadı bile arkasına. Kendi duyacağı bir sesle “Öküz değilim ben, sadece aptalın tekiyim” dedi yürümeye devam ederken.
Dakikalar önce ayrıldığı pastaneden çıkarken yarım aklının birazını da orada bırakmıştı. “Kalkalım mı artık?” diyen kadına cevaben, hayatı boyunca kullanmayıp biriktirdiği küçük cesaret kırıntılarını döküvermişti ağzından: “Olur tabi, ben sizi ararım yine buluşmak için”. “Aramayın” demişti kadın. O koca dilim pastayı bitirmişti oysa, ama aramayın demişti.
Kadının onu neden beğenmediğini düşünüyordu. İki haftadır bu buluşmaya hazırlanıyordu; günlerdir göbeği biraz olsun küçülsün diye doğru düzgün bir şey yememişti, kadınları etkileme sanatı ile ilgili iki kitap bitirmişti, taptaze bir gül buketiyle gitmişti buluşmaya ve gitmeden önce berbere uğrayıp saçlarına şekil verdirtmişti. Olduğu yerde durdu aniden, başını çevirip yanındaki dükkanın camından yansıyan görüntüsüne baktı; yağlı, şakaklarına doğru yapıştırılmış, onu olduğundan daha da zavallı gösteren saçlarına… “Saçlarım!” dedi, “Felaket!”.
Adımları hızlandı, berbere doğru gidiyordu öfkeyle. Briyantinin kokusunu aldıkça daha da sinirleniyordu. İnsan hep bir düşman arar kendine, bugün onun düşmanı mahallenin berberiydi. Saçlarını yaparken ettikleri sohbet geldi aklına. Söylemişti ona bir kadınla buluşacağını. Başka şeyler de anlatmıştı, belki de tüm detayları. Nasıl da konuşturmuştu onu “Deyyus!”
Kırk beş yıldır ilk defa gitmişti berbere, hep annesi evde kesmişti saçlarını. Bunu da söylemiş miydi yoksa berbere? “Allah kahretsin!”. Terledikçe kravatının düğümünü gevşetip durdu yol boyu. En sonunda çıkarıp buruşturdu damarları şişmiş elleriyle, ceketinin cebine sokuşturmaya çalıştı. Sığmayınca cebindeki küçük kolonya şişesini çıkardı. Varmıştı berbere. Kapının önünde askılığa dizilmiş havlulara elindeki kolonyayı boşalttı. Çakmağını yakıp attı havluların üzerine. Dükkanın önü bir anda alev aldı. Önce limon koktu ortalık, sonra is.
Koşarak eve giderken annesinin sorusuna vereceği cevabı düşünüyordu bir yandan. “Bu yaptığın hiç doğru değil evladım. Sen seç cezanı, yarın akşama kadar yemek yemeyeceksin veya odandan dışarı çıkmayacaksın”. “Odama kilitle beni anne, polisler gelirse de açma kapıyı. Hatta kapıyı bir daha hiç açma…”
