MABED

Mutfağın lamba düğmesine basıldı, tık. Dolabın kapısı açılacaktı, sonra kapatılacaktı, tık. Sonra çakmağın sesi, çat çat. Karısı mutfaktan elinde mumla çıktı yine. Günün son seremonisi. Ayaklarını sürüyerek arka odaya doğru ilerledi kadın. Kocası sesini çıkarmadı. Cinnetle sükunet arasında bir yerdeydi adam; çaresizliğin çıkılmaz sokağında, sakince oturuyordu koltukta.

Kadın kapıyı açtı, gıcırt. Sonra kapattı, tak. Odanın ışığını yakmazdı hiç, mumla girerdi odaya; uzak kalamadığı ama her şeyi detayıyla görmeye tahammül edemediği odaya. Yorgun parmaklarıyla odadaki tüm eşyaları sıvazlayacaktı az sonra. Sonra içeriden ince bir inleme sesi duyulacaktı. Kutsal bir ayinde yakarışların doruk noktaya ulaştığı anlardaki sızının sesi gibi…

Adam elindeki kitabı yine de bırakmazdı o anlarda, gözlerini satırlarda gezdirmeye devam ederdi. Beş on dakika sonra sayfanın sonuna nasıl geldiğini anlayamaz, okuduklarını hatırlayamaz, başa geri dönerdi. Öyle zamanlarda öfkesi daha da artar, göz bebekleri büyürdü. Kadınsa odadaki küçük yatakta çoktan sızmış olurdu. Adam kalktığında sabaha kadar salona geri dönmeyeceğini bilse de kitabı kapatmadan koltuğun üzerine ters bırakır, gelince devam ederim diye düşünürdü.

Odanın kapısını açmadan önce kapının penceresinden birkaç saniye içeride titreyen mum ışığını izlerdi adam. Kapıyı açardı sonra, hangi açıyla açıldığında gıcırdadığını bilir, tam oraya geldiğinde dururdu. Bedenini yan çevirir, aralık kapıdan kadının mabedine girerdi. İçerisi odanın dört bir köşesine dizili eskimiş ve sararmış plastik oyuncak kokardı. “Sağlığa zararlı” derdi adam kendi kendine, “Plastik sağlığa zararlı”. Kadın yatakta, iki büklüm uzandığı yerde kıpırdamadan yatardı. Göğüs kafesi bile inip kalkmazdı neredeyse. Adam her seferinde nefesini kontrol ederdi. Rahatladıktan sonra kadının üzerini örter, mumu üflerdi. Sönen fitilin keskin kokusu adamı biraz daha kendine getirir, kadını daha derin bir uykuya daldırırdı.

Yorum bırakın