KARANLIK KORKUSU

Ağzına oltanın çengeli takılı balığı sudan çıkardığınızda nasıl da çırpınır değil mi? İşte ben de öyle çırpınıyorum yıllardır. Hayat gailesi sandı herkes bu halimi, oysa benim de ruhumda bir çengel takılıydı; karanlıktan korkuyordum. İpek böceğinin kendi etrafına koza örmesi gibi görünmez bir karanlıkla çevreledim etrafımı, üstelik o kozadan hiç kelebek olup çıkamadım.

Gün, akşam olup da güneş battığında beni terk edip gidecek geçici bir misafirdi. Gündüzleri dram, geceleri korku filmiydi hayatım. Elektrik iyi ki icat olmuştu, ama her mekanı sönmeksizin aydınlatmıyordu hiçbir icat. Gün oluyordu akşam eve dönerken sokak lambaları bozulmuş bir sokaktan geçiyordum veya evde ışıl ışıl odamda otururken elektrikler aniden kesiliveriyordu. Böyle zamanlarda karanlıkta kaldığım o birkaç dakikada saçlarımdaki beyaz teller artardı.

Karanlık ben kaçtıkça kovalayan muzur bir sokak köpeği gibiydi. Dursam dişlerini etime geçirecekmiş gibi. Oysa sadece oyun oynamak isterler değil mi? Karanlığın da benden istediği ruhumdan, canımdan başka bir şeydir belki. Durup dinlesem, ona teslim olsam diye çok karar verdim ama başaramadım. Sonunda canımı acıtarak beni teslim alacağını bilseydim ne pahasına olursa olsun beyaz bayrak sallardım ona. Her şey için çok geç olmasaydı eğer…

Günün en tatsız saatleriydi. Pencere önlerinden uzak durarak geceyi yok saydığım sıradan bir gün. Evin bütün odalarını kontrol ettim yatmadan, banyo, tuvalet, mutfak, bütün ışıklar yanıyordu. Yatağıma doğru giderken rahmetli babamın sesi çınladı yine kulaklarımda “Saray gibi yakmışşınız yine bütün ışıkları!”. Yatağa girdim. Gözlerimi kapamadım yine, göz kapaklarımın benden habersiz, usulca aşağı inmelerini bekliyordum.

Uyumuşum. Gece yarısı korkunç bir rüya gördüm. Bunu anlatmadım kimseye, size de anlatamam, gerçekleşmesinden korkuyorum. Evet, karanlık korkumdan sonra yeni edindiğim korku bu, kötü rüyalarımın gerçekleşmesi. Konumuz bu değil ama. İşte o rüya uyandırdı beni. Gözlerimi açtım ama ev zifiri karanlıktı. Elektrikler kesildi heralde dedim, elimi komodinin üzerindeki fenere attım. Düğmesine bastım ama çalışmadı. Aynı filmlerdeki gibi, bütün aksilikler üst üste gelmeye başladı dedim. Kalp atışlarım da nefes alış verişim de hızlanmıştı. Mutfağa doğru gittim. Korkuyla o kadar hızla gitmiştim ki o yolu, insanın isteyince kör karanlıkta, onca eşyanın içinde hiçbir yere çarpmadan yolunu bulabileceğini o gece farkettim.

Ocağın yanında bir kutu kibrit olacaktı. Kutuyu aldım elime, içinden bir kibrit çöpü çıkardım, onu çakmadan önce içimdeki çocuğu az sonra yanacak kibritin kokusunu içine çekmek için sabırsızlanırken yakaladım. Hep öyle kalmayı ne çok isterdim… Kibriti çaktım, alevin ahşabı çatırdatan sesi geldi kulaklarıma, ama hala karanlıktı. Sonra parmaklarıma doğru inen ateş yaktı tenimi. Üfledim gayriihtiyari. Neler olduğunu anlayamamıştım. Bir kibrit daha çıkardım. Yine çaktım. Aynı sahneler. Bir kibrit daha. Yine yine yine karanlık.

Uykumda yakalayıp çoktan ele geçirmiş meğer beni karanlık. O gece kör olmuşum. Şimdi yalnız ruhuma değil, bedenime de sahip zalim bir diktatör gibi eli hep ensemde. Ne öldürüyor, ne yaşatıyor.

Yorum bırakın