BAŞROL OYUNCUSU

Karşısında çatallaşan yollara baktı adam, film setininki hangisiydi hatırlamaya çalıştı. Üç haftadır gidip geldiği yolu unutmuştu. Demans başlangıcı demişti doktor ama her şey çok hızlı ilerliyordu, bu yolun başlangıcında değil de ortalarında gibi hissediyordu kendini. “Bir soru soracaktım böyle zamanlarda kendime, neydi?” diye düşündü bir müddet, sonra hatırladı: “Adın ne?”. “Adım Aziz Gürdal. En ünlü yönetmenlerin ses getiren filmlerinin başrol oyuncusuyum.”

Sağdaki yolu hatırladı, telaşlı adımlarla yürümeye başladı. Yol üstündeki bahçelerden dışarı sarkan yaseminlerin kokusu berbat etti yine her şeyi; çocukken bahçeleri hep böyle kokardı. Aziz şimdi beş yaşında bir çocuk olmuştu. Yine nerede olduğunu unutunca da kaldırımın kenarına çöküp ağlamaya başladı, “Anneee!”. Oradan geçen figüranlardan biri tanıdı onu, “Aziz Bey?! Neyiniz var? Kalkın, set hemen ileride, birlikte yürüyelim”. Genç adam Aziz’in koluna girdi, ağlamayı kesmiş sakince yürüyor, bir yandan da anlamsız cümleleri peş peşe sıralıyordu. “İyi misiniz Aziz Bey?” dedi figüran. “İyiyim iyiyim, bugün çok sahnem var, ezber etmeye çalışıyorum” dedi Aziz.

Sete vardıklarında Aziz adamın kolundan çıkıp çekim yapılan köşkün üst katına çıktı hemen. Köşedeki odanın sıkışmış kapısını açmaya çalıştı bir müddet. Açmayı başarmıştı ama yorgun düşmüştü. Başını geriye bile çevirmeden olduğu yerden bağırdı: “Çaycııı, bana bir ıhlamur getir!”. Birkaç dakika kapının yanındaki duvara dayanıp bekledi, gelen giden yoktu. Sinirlenerek eski tuvalet masasının önündeki sandalyeye oturdu. Şaşkınlıkla aynaya bakarken kollarını dayadığı masayı farketti, toz içindeydi. Siyah gömleği rezil olmuştu, onunla oynaması mümkün değildi. Bir kez daha bağırdı: “Kostümcü, çabuk buraya gel!”.

Aynaya bakmaya devam etti. “Merhaba efendim, tanışıyor muyuz?” dedi gülümseyerek. Çantasından pudrayı çıkardı. Kapağını açtığında kırık dökük pudranın parçaları pantolununu pisletti bu sefer. Daha güçlü bağırdı: “Kostümcüüüüü!”. Pudranın simsiyah olmuş süngerini aldı eline, kirli sakallarının gelişigüzel dağıldığı yüzünde gezdirdi süngeri. Bir pandomim sanatçısını andırıyordu bu haliyle. Elini cebine sokup bir kağıt çıkarttı, senaryonun yazılı olduğu kağıdı. Kat izlerinden silinmişti yazı, okuyamadı oynayacağı sahnenin metnini. “Genç ve kabiliyetliyim, doğaçlama ile kotarırım ben” dedi gururla.

Sonra odanın kapısı sert bir şekilde kapatıldı ve üzerine kilitlendi. Aziz panikledi, önce ayağa fırladı sonra yere çöktü. Oda yavaş yavaş küçülmeye başladı. Duvarlar üstüne üstüne geliyor, ruhuna dolanmış bir kemerin kancası her saniye bir delik ileri atılıyor, sıktıkça sıkıyordu. Aziz “Çıkarın beni buradan!” diye bağırıyordu. Yerde can çekişir gibi titrerken, tozlu ahşap zemindeki ayak izlerini gördü. Odanın her yerinde gezdirdi gözlerini, başka kimse yoktu. “Benim mi bu koca ayaklar?!” dedi kendi kendine. Ellerini getirdi gözlerinin hizasına, onlar sadece kocaman değil, lekeli ve buruşuklardı da.

“Hatırla! Hatırla! Bir soru soracaktım böyle zamanlarda kendime, neydi?” diye düşündü, “Hah; Adın ne?”. “Adım Aziz Gürdal. En ünlü yönetmenlerin ses getiren filmlerinin başrol oyuncusuyum.” Öfkeyle ayağa kalktı sonra, kapıyı yumruklamaya başladı kabullendiği kocaman yaşlı elleriyle: “Açın şu kapıyı, sahnem var, açın, ben koskaca Aziz Gürdal’ım, yaramaz bir çocuk muamelesi yapamazsınız bana!”

Ne gelen vardı ne giden. Sustu.

– Sustu abi, başlayalım hadi.

– İyi de her gün bunu mu çekeceğiz biz yahu!

– Tamam, bir çaresine bakacağız. Biraz daha idare edelim. Hasta adamcağız, kendini hala oyuncu sanıyor.

– Yok mu bir yakını, gelsin alsın.

– Yok abi, hiçbir yakını yok sanırım, ulaşamadık kimseye.

– İyi peki peki, toparla ekibi hadi.

– Arkadaşlar üç dakika sonra kayda geçiyoruuuz!

Aziz konuşulanları duydu. Bu filmde bir rolü olmadığını biliyordu. Bu, unutmak istediği değil, inanmak istemediği bir gerçekti sadece. Kendi hikayesinin son bulmasını istedi o an. Pencereye doğru yürüdü, açıp atlamaya karar verdi. Açtı, aşağı baktı. Köşkün bahçesinde ekili yaseminlerin kokusu geldi burnuna. Pencerenin önünde çöktü, dudaklarını bükerek; “Anneeee!”.  

Yorum bırakın