DİLARA ORGANİZASYON

Yıllar sonra o mavi demir kapının önündeydi yine. Bu kez, ilk defa gecikmişti. Etrafta kimsecikler yoktu. Ama birileri omuzlarına çarpıp çarpıp yanından geçiyorlardı sanki. Kapının yanındaki kabinin içinden görevli seslenmeseydi kaç dakika daha ayakta yaprak gibi sallanacaktı Allah bilir. “Pilav gününe geldim” dedi. Başını hafifçe öne eğip buyur etti adam kadını. Eskiden altı lastik ayakkabılarının gıcırdadığı bahçede topukları tıkırdıyordu kadının. Bir an durdu, başını çevirip sağ taraftaki bahçe duvarına baktı gülümseyerek. Binbir zorlukla aştığı ilk sınırlardı onlar.

Öğretmenler odasında olacaktı buluşma. Oraya doğru yürümek zordu onun için. Lise yıllığındaki fotoğrafta alarm ışığı gibi parlayan sol kulağı geldi gözünün önüne; öğretmenler odasından hışımla çıkıp tam fotoğraf sandalyesine oturmadan önce öğretmenin çekip kızarttığı sol kulağı…

Okulun kapısından girmeden önce durup binaya baktı, kapısına, pencerelerine… Şimdi her şey küçük geliyordu gözlerine. “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diyordu şarkıda, dünya kirlenirken küçülüyordu da demek ki…

İçeri girer girmez okulun zili çaldı, istemsizce mutlu oldu, gevşedi. Zilin yankılandığı boş koridorlardan geçerek öğretmenler odasına doğru yürüdü. Kapıyı açıp içeri girdi. Büyük oval masanın etrafında çoğu kadın yaklaşık yirmi kişi vardı. Kapının hemen yanındaki duvara sınıflardan getirilen sıralar yerleştirilmiş, üzerine çeşit çeşit kanepeler dizilmişti; pilavsız pilav günü… Duvara dayanmış küçük bir pankart: DİLARA ORGANİZASYON – EN MUTLU GÜNLERİNİZDE HEP YANINIZDA. “Dilara”nın, organizasyon firmasının sahibinin veya kızının adı olduğunu düşündü. O bunu düşünürken, oturup sohbete dalanlar hala onu fark etmemişti, masada oturacak yer de kalmamıştı. İkramlıkların yanındaki sandalyeye oturdu. Lise arkadaşlarını süzmeye başladı, hepsini tanıdı; gözler hiç değişmiyordu çünkü. Beş dakika sürdü o çapraz sohbet trafiğinin içinde fark edilmesi.

332 Aysel gördü ilk onu, ona doğru yaklaştı. Ayağa kalktı hemen kadın heyecanla, sarılacaklarını düşünerek bir adım attı. Aysel işaret parmağını ikramlıkların üzerinde gezdirerek “Bana karışık bir tabak hazırlar mısınız lütfen?” dedi. Onu tanımamıştı, onu organizasyon firmasının görevlisi sanmıştı. Oysa Dilara Organizasyon en mutlu günlerinde hiç de yanlarında değildi, mutlu bir gün de değildi zaten.

Aysel’in peşinden sırasıyla gelip tabak siparişlerini veren eski sınıf arkadaşlarının karşısında donakaldı. Onlar sohbetin ikinci kısmına geçtiklerinde başını aşağı eğdi; o gün için komşusundan alıp üçüncü sınıf kıyafetlerinin altına giydiği topuklu ayakkabılara baktı. “Olmadı demek ki” dedi sessizce. Ayakkabıları çıkarıp eline aldı daha hızlı uzaklaşabilmek için. Soğuk mermerlerin üzerinde çıplak ayaklarıyla yürüdüğü koridorda ergen bir kızın isyanı yankılandı: “Sana verdiğim kopya haram zıkkım olsun Aysel!”.

Yorum bırakın