“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” Hep böyle derdi ninem bana. Öyle sık tekrar ederdi ki, ağzındaki üç-beş dişin arasından tıslayarak söylediği diğer cümleleri anlamazdım pek ama bunu seçerdim hemen. Beni çok severdi. Buruşuk, titrek elleriyle saçımı, yüzümü, sırtımı sıvazlar, ibadet edercesine mesh ederdi beni sanki.
Odası tıpkı diğer yaşlıların odası gibi kokardı; eski eşya, eczane ve anıların o karışık kokusu. Sevmezdim oraya girmeyi. Onunla ya salonda vakit geçirirdik, ya da benim odamda. Bana ait her şeye ilgiyle yaklaşırdı ninem. Her şeyi anladığından değil, sevgisinden. Ben de onunla konuşmayı çok severdim.
Sevgi güzel bir şey elbette, ama ninem ipin ucunu biraz kaçırdı. Birkaç hafta önce vefat etti. Kişi sevdiğiyle beraberdir düsturunca beni bırakıp gitmedi ninem. Birkaç kez ona karşı hiç yapmadığım bir şekilde sesimi yükselterek “Nine sen ölüsün artık, bırak beni” dediysem de duymadı, kulakları zayıflamıştı iyice biliyorum ama bence duymazlıktan geldi.
Geçen gün pazara gittim. Her zaman meyve aldığım tezgahın önüne gidince adam bana doğru “Hoş geldin teyzeciğim” dedi. Ninemin hayaletiyle geziyor olmanın nelere sebep olabileceğini o gün anladım. Onu gören sadece ben değildim anlaşılan. Adam bana teyzeciğim demiş olabilir mi diye düşündüm önce. Eve gidince telaşla aynanın karşısına geçtim. Allah’ım, daha otuz beş yaşındayım! Yüzümdeki çizgiler yeni yeni belirginleşmeye başlıyor.
Ninem öldüğünden beri her şey tuhaflaştı. Bazı günler dışarı çıkıp eve döndüğümde mutfak tezgahının üzerinde saklama kaplarında yemekler görüyorum. Anahtar bir tek bende var, bunları kim bırakıyor mutfağa? Komşuların kapları bunlar. Ninemin hayaleti kapıyı açıp onlardan alıyor desem çoktan mahalle ayağa kalkmış olurdu. Hem bana niye yemek getirsinler, elim ayağım tutuyor çok şükür, gencecik kadınım.
Korkuyorum artık. Annemleri arasam kalkıp apar topar gelecekler memleketten. Kimsenin huzurunu, düzenini bozmak istemiyorum. Hem çocukluğumdan beri uzaktayım onlardan. Beni ninemin yanına gönderdiklerinden beri usul usul koptu bağımız. Şimdi çocukluğum boyunca yapamadığım şımarıklığı yapmaya çalışıyormuş gibi arayıp “Ninemin ruhu gitmedi, hayaleti benimle yaşıyor, buraya gelin” desem ilgi bekliyor derler. Kimse delirdiğime de inanmaz, öyle de aklı başında bir kadınım.
Ben bunları yazarken içeriden öksürük sesleri geliyor yine. Az önce gidip baktım kapıdan sessizce, fotoğrafımı almış eline, bir yandan ağlıyor, bir yandan fotoğrafı okşuyor. Madem fotoğrafımla avunacaksın, ne diye yerini bilip de gidip öbür alemde huzurla yaşamazsın be kadın! Neler de söylüyor öyle, o konuştukça kafam allak bulak oluyor, “Ah benim güzel Ayşe’m, nineni bırakıp nerelere gittin sen, sıralı ölecektik biz kuzum, gencecik yaşında göçüp gittin öte aleme. Ayşe’m, kişi sevdiğiyle beraberdir. Neredesin Ayşe’m”.
