SİS

Hayat inişli çıkışlıdır, bilirsiniz. Benimse günlerim iniş ve çıkıştan ibaretti. Çünkü ben bir asansör operatörüydüm. Üstelik dünyanın en yüksek binasında… Yüz iki katlı Empire State binasının iki metrekarelik soğuk metal asansöründe günde dokuz saat, onlarca kez zeminden yetmiş beşinci kata yükseliyordum. Doğrusu bu iş benim gibi on dokuz yaşındaki genç bir kız için iyi bir seçenekti.

Her sabah New York’un banliyölerinden birinde olan evimden erkenden yola çıkardım. Uzun yol boyu eteğimin kırışmaması için otobüste hiç oturmazdım. Buna asansörde ayakta geçirdiğim saatler de eklenince akşam iş çıkışlarında bacaklarım ağrı içinde kaskatı kesilmiş olurdu. Eğer kış aylarında değilsek kendimi Central Park’a atardım. Betondan yapılmış, soğuk, kibirli bir binanın kötü enerjisini ancak temiz hava, biraz yeşillik ve fıstıkla beslediğim sincaplar alırdı.

Hayatım bu rutinde ilerlerken ben hayaller kurardım, meşhur olma hayalleri. New York’ta yaşayan hangi genç kız artist olmak istemez ki? Empire State’tin asansöründe insanların elindeki gazetelere göz ucuyla bakar, kendimi o sayfalarda havalı saçlarla düşlemeyi çok severdim.

Sisli bir Temmuz günü iş yerime doğru yürürken uzaktan Empire State’in yarısının görünmediğini farkettim. Kesif sis sanki şehrin kafasını uçurmuş gibiydi. Binaya ilk girenlerden biri yine bendim. Asansöre bindim ve her katta durup tüm teknik kontrolleri yaparak yetmiş beşinci kata kadar çıkmıştım ki önce yüksek bir ses ve ardından gelen sarsıntı ile asansör düşmeye başladı. Zemine doğru hız arttıkça sağa sola çarpan bedenim ağırlaşıyordu. Yetmiş beş kat aşağıya düşerken geçen birkaç saniyede ölümün soluğunu ensemde hissettim. Meğer birkaç saniye geçmişi düşünmek, kurtuluşa dua ve hayata veda etmek için ne kadar da yeterliymiş.

Asansör zemine çakıldığında her yer karanlıktı ve ben hala nefes alıyordum. Hareket etmeye çalıştığımda bacaklarımda şiddetli bir acı hissettim. Kemiklerim kırılmıştı. Çığlıklarım duyulduktan birkaç saat sonra asansörden çıkartılabildim. Sisten yönünü şaşıran bir uçak binaya çarpmıştı ve ben yetmiş beşinci kattan zemine çakılan bir asansörden sağ çıkmıştım. Birkaç gün sonra hastanede elinde gazete ile odama giren annem buruk bir gülümseme ile gazeteyi bana uzattı, “Hayallerin gerçek oldu Betty, gazetelerdesin”.

*Öykü, Betty Lou Oliver’ın 28 Temmuz 1945’te yaşadığı gerçek olay üzerine yazılmıştır.

Yorum bırakın