MÜBADELE

1923 yılının soğuk bir Şubat gecesiydi. Annem pantolonumu, kazağımı ve hırkamı giydirdi, yatağa öyle yatırdı beni. “Sabah gün ışır ışımaz yola çıkacağız” dedi. İlk defa seyahate çıkacaktık. Ben heyecanlı ve mutluydum. Ama annemle babamın yüzündeki karanlık mutluluğuma gölge düşürüyordu. Mumun titreyen ışığında annemin gözyaşları parlıyordu. Eski deri valize eşyaları yerleştirirken bir koyuyor, iki çıkarıyordu. Belli ki her şeyi götürmek de evimize geri dönmek de mümkün olmayacaktı.

Ben sabaha kadar uyuyamadım, annemi izledim yorganın altından gizlice. Yorgan gittikçe ağırlaştı üzerimde. Annemin tüm eşyalara, duvarlara, pencereden bakarak göğe nasıl veda ettiğini gördüm. Hayatım boyunca daha hüzünlü bir sahneye şahit olmayacağımı bilmiyordum o zaman.

Nihayet valizlere eşyaları yerleştirmişti. En son duvardaki Kuran’ı aldı eline, üç kez öpüp alnına dayadı, birkaç saniye kaldı öylece. Sonra valizin en üstüne koyup kapadı kayışlarını. Sabah gün aydınlanırken kapımız sert bir şekilde çalındı birkaç kez. Ben o sesle uyanmış gibi sıçradım yerimden. Annem “Hadi!” dedi. Kapıyı açar açmaz denizden esip gelen sert rüzgar yaladı yüzümü. Babam ahırdaydı. O da hayvanlarımızla vedalaşıyordu. Ahşap kapının aralıklarından onu izledim annem eşyaları dışarı çıkarırken. Babam kapıya doğru yaklaşınca birkaç adım geri gittim. Beni orada görünce kolumdan tutup kendine çekti usulca, sarıldı. İlk defa sarılmıştı babam bana. Ve ilk defa onun üzerine sinen ahır kokusu hoş gelmişti burnuma.

Limana doğru yürümeye başladık. Evlerin kapıları tek tek açılıyor, herkes bizim gibi birkaç parça valizle dışarı çıkıyordu. Bizi bekleyen gemiye bindik. Yarım saat sonra hareket eden gemi limandan uzaklaşırken gittikçe küçülen Kavala’yı izledik. Biz çocuklar hariç herkes ağlıyordu. “Mübadele” diyorlardı. Ne demekti bilmiyordum. İzmir’e gidiyormuşuz. Neresiydi bilmiyordum. Artık hayatımızın eskisi gibi olmayacağını bilmiyordum.

Gittiğimiz yerde başkasının kurduğu bir düzenin içine girdik, başkasının evine yerleştik. Alıştık sonra her şeye. Alışmaktan nefret ettim ben hep o günlerden sonra. Bir de fırınlarda pişirilen kavala kurabiyelerinden…

Yorum bırakın