BU SOKAĞI GEÇMEM LAZIM

O sokağın başındayım; hayatımı karartan sokak. Üstelik lambalarla aydınlatılmış. Unutmak istediğim ne varsa ışıl ışıl duruyor karşımda. Kedinin biri az ötede poposunu sallaya sallaya yürüyor, sonra köşeyi dönüp kayboluyor. Nispet yapar gibi… İki tane çöp konteynırı koymuşlar. Bir işe de yaramamış, görgüsüzler kaldırımlara yığmış çöp poşetlerini. Yığınlardan birinin yanında dikiliyorum; kötü kokuyor, adım atmak istiyorum, atamıyorum, ve bunun tek suçlusu korkularım değil…

Bu sokağı geçmem lazım!

Annemin evden çıktığımdan haberi yok. Bana kalırsa onun hiçbir şeyden haberi yok. Dışarı çıkmamı çok istemiyor. Akrabaların toplandığı günlerde çıkıyorum sadece; bayramlar, cenazeler, düğünler. Hepsinden nefret ediyorum; bütün özel günlerden. Ve annemin her şey yolundaymış gibi numara yapmasından. Sonra uyumlu görünelim diye ben de numara yapıyorum, gülümsüyorum mesela, dişlerimi göstermeden, onları içeride sıkıyorum. Kalbimle yarış ediyor dişlerim, kim daha çok sıkışacak diye. İkisi de kırılacak diye korkuyorum.

Bu sokağı geçmem lazım!

Sokağın öbür ucundan biri geliyor bu tarafa doğru. Hem şişman, hem de şişme mont giymiş; yürümüyor da yuvarlanıyor gibi. Ara ara başını öne doğru uzatıp gözlerini kısarak beni tanımlamaya çalışıyor. Hareketsiz duruyor oluşum onun bir karar vermesini zorlaştırıyor olmalı. İnsan olduğumu anladıktan sonra korkuyor benden ve kaldırımın diğer tarafına geçip adımlarını hızlandırıyor. Haklı, ben de insanlardan çok korkuyorum.

Bu sokağı geçmem lazım!

Pencerelerden biri açılıyor. Saadet teyze çıkıyor cama yine elinde sigarasıyla. Sokak lambası vuruyor yüzüne, çizgilerinin derinlerini aydınlatmaya yetmiyor. Biz buradan taşınalı nasıl da yaşlanmış. Beni görmüyor. Osman amca işten dönerdi bu saatlerde, pencerede yolunu gözlerdi eskiden. Şimdi bomboş bakıp dumanı üflüyor sadece. Osman amca içeride oturuyor belki de. Ölmüş olma ihtimalini düşünmek istemiyorum. Ama düşünmek istemediğimiz şeyleri düşünmek kaçınılmaz kaderimizdir bizim. Daha da efkarlanıyorum. Efkar kelimesinin yanına sigara ne çok yakışırdı. Ama pencerenin altına gidip ondan bir dal istemem için önce bir adım atmalıyım. Şimdi vakti değil…

Bu sokağı geçmem lazım!

Dakikalar sonra kendime geliyorum. Kendimin sırtını sıvazlıyor, elini tutuyorum. Tüm bunları bana benden başkasının yapmayacağını biliyorum. Bunu bilecek kadar uzun süre yaşamış olmak sinirlerimi bozuyor. Yaşamak zorunda olmadığımı da biliyorum. Sonra yaşamaya karar verdiğimi ve o yüzden bu sokağın başında olduğumu hatırlıyorum. Çünkü bu sokağı geçmezsem devam edemeyeceğim. Kaldırımdan yola iniyorum güçlükle. Hayatımın en kısa ama en zorlu yolculuğu bu. Sokakta kimsenin olmamasına seviniyorum. Şu an ihtiyacım olan son şey üzerimde acıyarak bakan gözleri hissetmek.

Bu sokağı geçmem lazım!

Dördüncü apartmanın önünde nabzım yükseliyor, olay mahallindeyim. Tam o sırada sokağa bir araba giriyor. Yolun ortasına geçip dikiliyorum. Koltuk değneklerimden birini havaya kaldırıyorum. Araba önümde durmak zorunda kalıyor. Adam bir yandan el kol hareketleriyle söylenip bir yandan kornaya basıyor. Ben bu arabanın bana on yıl önce çarpan araba olmadığını biliyorum. Ama benim bu değnekleri artık kaldırmam lazım, benim başımı artık kaldırmam lazım, benim bu sokağı sağ salim geçmem lazım…

Yorum bırakın