TOPRAK

Uzun zamandır dışarıda yemek yememişlerdi. Karısının isteği üzerine o akşam en güzel kıyafetlerini giyip dışarı çıktılar. Lüks bir lokantada yer ayırtmışlardı. Caddeye inip bir taksi çevirdiler. Taksicinin tüm sohbet denemelerini usta oyuncular gibi duymazdan gelerek karşılıksız bıraktılar.

Lokantaya vardıklarında taksideki oda kokusunun sindiği kavun kokulu paltolarını girişteki vestiyere bıraktılar. Garson, masalarına kadar eşlik etti onlara. Adam pek kendinde değildi, karısı ise yalnızca menü ile ilgiliydi.

Adam ara ara dalıyor, her defasında gece yarım kalan rüyasının içinde buluyordu kendini. Gözleri kapanmadığı, lokantadaki çatal bıçak seslerini duyduğu halde o karanlık orman, oturduğu sandalye, tepesinde ışıldayan avize, burnuna gelen yemek kokuları kadar gerçekti. Öyle ki rüzgarla sallanan ağaçların sesini duyuyor, ciğerlerine dolan temiz havayı hissediyor, gecenin ayazı ile teni ürperiyordu.

Kadının sesi ile ormanda öten baykuşun sesi birbirine karıştı: “Başlamayacak mısın yemeğe?” Ne zaman sipariş vermişlerdi, yemek ne zaman gelmişti, hiç farkında değildi. Çatalı aldı eline, önündeki yemeğe daldırdı, tam o anda elindeki kürekle toprağı kazar halde ormanda buldu kendini. Bulutların arasına gizlenen dolunay bir görünüp bir yok oluyordu. Sanki orman her karardığında masaya dönüyor, ayın ortaya çıkmasıyla ormandaki rüya devam ediyordu.

Yemeği bittiğinde önündeki tabağı alıp yenisini servis eden garson onu çıkardı ormandan bu sefer. “Üzerine sos ister misiniz?”. Gece vakti ormanda ne işi vardı, toprağı neden kazıyordu? Bir şeyi gömmek için mi yoksa bulmak için mi? Kazmaya devam etti. Derine indikçe toprak yumuşuyordu. Burası daha önce kazılmış bir yerdi. Kazmayı son kez vurduğunda bir şeye çarptı, çöküp elleriyle devam etti. Az sonra beyaz kefenin içinde bir ceset çıktı karşısına. Kefenin yüz kısmını açtı nefes nefese. Karısıydı bu! Kendini geri atıp devrildi çukurun içine. Kazdığı çukurun kenarlarındaki topraklar üzerine doğru kaymaya başladı. Ay ışığı yavaş yavaş bulutların arkasına doğru çekiliyordu. Karanlıkta kalmıştı şimdi. Mezar üzerine kapandığı için mi ay gittiği için mi bilmiyordu. Bir çığlık attı yardım istemek için.

Şimdi bütün lokanta onlara bakıyordu. Kadın yerinden fırlayıp kocasının yanına gitti: “Neyin var, noluyor?!”. Ter içinde kalmış adamın koluna girdi kadın. Adam ormandan çıkmış olsa bile bir cesetle kol kola girmiş olma fikrinden kurtulamıyordu. Kadın adamın tırnaklarının arasındaki toprağı fark etti önce, sonra saçlarından beyaz gömleğine dökülen toprakları. Şimdi o da adam kadar korkuyordu. Toprağa bulanmış adam, hala kavun kokan paltolar, yarı canlı yarı ceset kadın lokantadan çıkarken ay bulutların arasından çıkmaya hazırlanıyordu.

Yorum bırakın