Yaşlı kadın haftalardır yattığı yataktan ilk defa ayağa kalktı. Etrafta kimseler yoktu. Odanın köşesindeki sandığı görüyordu. Bu kadar yakınındaki bir yere varıp varamayacağını düşündü bir süre. Sandık yakındı, belki on beş adım uzaklıkta. Ama zayıf ve güçsüz haliyle dakikalar alabilecek bir yoldu bu. Eğer kapağını açmayı başarabilirse işte o zaman daha da uzaklara gitmiş olacaktı. Gittiği yerden geri gelebilir miydi, ondan bile emin değildi.
Titreyen bacaklarıyla duvarlara tutuna tutuna yürürken yeni doğmuş bir ceylan yavrusunu andırıyordu; öyle bir hışımla ayağa kalkış, öyle bir yol alış. Soğuk avuçlarını soğuk duvarlara bastıra bastıra vardı sandığın yanına. Önüne oturdu. Üzerindeki örtüyü elinin tersiyle iterek yere düşürdü. Kapağı sıvazladı birkaç kez, eski bir dostun sırtını sıvazlar gibi. Sonra kapağı kaldırdı. Naftalin kokusu sardı odayı. En üstte duruyordu aradığı şey. Kirli beyaz patiskadan gecelik. Onu giydiği zamanlarda kırk beş kiloydu. Sonraki yıllarda bir daha içine hiç sığamaz zannederdi. İşte şimdi yine kırk beş kiloydu. Geceliği kırılacak narin bir eşya gibi çıkardı sandıktan. Yavaşça ayağa kalkıp aynanın önündeki tabureye gitti. Ona tutunarak üzerindekileri çıkardı. Aynada buruşmuş ve derileri sarkmış çıplak bedenine bakarken “Bana en çok toprak yakışır” diye düşündü. Sonra patiska geceliği giydi.
Geceliğin etek kısmının sağ yanında bir yer kare şeklinde oyulup kesilmişti. Bunu ne zaman ve neden yaptığını hatırlayamadı. Hafızasının ona cimrice davrandığı anlardan birindeydi yine anlaşılan. Ama o kesiğe baktıkça canının acıdığını hissetti. Kalbi birinin avuçları arasındaymış da sıkılıyormuş gibi. Sağ elini kalbine götürdü. Sandalyeye tutundu. Aynada ölüm anını izlerken gözleri dehşetle büyüdükçe büyüyordu. Döşemenin üzerine yarım kalmış bir hayat, eksilmiş bir hafıza, kesik bir gecelikle kırk beş kiloluk ceset usulca yığıldı.
O sırada ülkenin başka bir köşesinde, bir hastane odasında, yaşlı bir adamın yine öksürük nöbetleri başlamıştı. Pijamasının cebinden kenarı oyalı patiska mendilini çıkardı. Ağzını onunla kapadı öksürürken. Mendilin ortasına bulaşan kan incelmiş dokumada hızla yanlara doğru yayıldı. Mendili avucunun içinde sımsıkı tutuyordu. Ruhu tüm vücudundan çekilip koluna, oradan avuçlarına ve mendile doğru akıyordu. Mendil adamın ruhunu büsbütün emdiğinde avucu gevşedi. Kanlı patiska mendil yere düştü.
