GÜVERCİN

Uzakta, dağların arasında bir kasabada yaşıyordu sekiz yaşındaki Mehmet. Annesi, babası, abisi ve ablası ile beş kişilik bir aileydiler. Mehmet birinci, ablası dördüncü sınıfı bitirmişti. Abisi ise ortaokuldan sonra okumamıştı ve artık bir hobiden daha çok hastalığa dönüşen sevgisiyle tüm vaktini güvercinlere ayırıyordu. Babası onu ne zaman bahçedeki büyük kümesin önünde görse dişlerini sıkıp yarı sinir yarı şakayla “Güvercin yüksek mektebini bitirecek benim oğlum, çok büyük adam olacak çoook” der ensesine bir şaplak indirirdi.

Abisine hayrandı Mehmet, okulu sevmiyor, onun gibi zincirlerini kırmayı hayal ediyordu. Ama ne zaman kümese yanaşsa “Sen anlamazsın” diye uzaklaştırıyordu abisi onu. Otuzdan fazla güvercin vardı kümeste. Her birinin afili bir ismi vardı ama Mehmet aklında tutup okul defterinin arkasına yazmaya niyet etse de, defteri eline alıncaya kadar unuturdu. Tatil başlayalı beri hiç kitap defter yüzü açmayınca okuması da yazması da zayıflamıştı. Harfleri denkleştirip yazmakta zorlanıyordu. O da kendi isim takmıştı güvercinlere; Duman, kıpırdak, pamuk, korkak, cingöz. “Bir tanesi de benim olsun abi” diye yalvarırdı hep ama abisi “Deli misin oğlum sen, kaça satıyom ben bunları sen biliyon mu?” diye kızardı ona.

Birgün köyün az ilerisindeki tepeye tırmandı Mehmet, hem kendilerinin hem komşunun koyunlarını o götürüyordu otlatmaya. Aklı güvercinlerde olsa da koyunları da seviyordu. Dik bir yamaca sırtını dayamış taşlarla oynuyordu ki ilerde bir kayanın dibinden ince ince bir ses duydu. Koşarak gidip baktı ki beyaz, çirkin, yavru bir kuş. Gözleri ışıldadı “İşte benim güvercinim” dedi, aldı eline yavruyu, sevdi okşadı. Hayvan hareket etmekte zorlanıyordu. Yuvadan düşmüş olmalı diye düşündü. Onu eve götüremezdi. Burada saklayacaktı ama hayvanlar yemesin diye kayaların arasına bir kafes yapmaya karar verdi. Ağaç dalları topladı, çakısını çıkarıp ip yerine kullanmak için sarmaşık parçaları hazırladı ve küçük bir kafes yaptı ona. İçine koydu kuşu. Akşam koyunlarla eve döndü. Güvercini için abisinden biraz yem yürütürken bir yandan da ertesi güne kadar kuşunun açlıktan ölmemesi için dua ediyordu.

Ertesi sabah erkenden kalkıp tepeye koştu. Kan ter içinde cebindeki bezi çıkarıp içindeki yemleri kuşunun ağzına götürdü ama hayvan yemedi. Mehmet şaşırdı, “Yabani güvercin mi acaba?” dedi. Yanında getirdiği suyu da küçük plastik kaba boşaltıp güvercinine verirken bir yandan da onu nasıl doyuracağını düşünüyordu. O sırada kuşun hemen yanında toprağın altına girmeye çalışan solucanı yediğini gördü. “Börtü böcek seviyor demek benim kuşum” dedi. O günden sonra böcek, solucan gibi yiyecekler götürdü kuşuna. Kuş büyüdükçe güzelleşti, başı beyaz kaldı ama diğer tüyleri siyaha döndü. Artık onu kafesten çıkarttığında ayağına uzunca bir ip bağlıyor, kolunda gezdiriyordu. Ama bu güvercin abisininkilerden farklı görünüyordu. Daha büyüktü, sivri pençeleri ve çengel gibi gagası vardı.

Mehmet “Benim tatlı güvercinim” diye sevse de onu aynı haftada bir yılana bir de tavşana saldırdığını görünce kafası karıştı. “Dağlar iyi gelmedi güvercinime” dedi kendi kendine ve kuşunu artık eve götürme vaktinin geldiğine karar verdi. Haftasonu köyden Süleyman’ın düğünü vardı, evdekilerin düğüne gideceğini biliyordu. Süleyman’la arkadaş olduğu için abisi de düğüne gidecek, evde kimse olmayacaktı.

Mehmet, abisine yapacağı sürpriz için bu fırsatı değerlendirmek istedi. Hep birlikte evden çıktılar. Düğün kalabalıklaşınca Mehmet sıvışıp kuşunun yanına gitti hızlıca, tepeye gidiş geliş bir saat sürdüğü için vakit kaybetmemesi gerekiyordu. Koşarak gidip kuşunu aldı ve evin yolunu tuttu. Kendi kuşunu da abisinin kümesine koyacaktı. Abisinin bu kocaman, güçlü güvericini görünce çok sevineceğini, hele onu yavruyken bulup da büyüttüğünü öğrendiğinde artık ona “Sen bu işten anlamazsın” demeyeceğini düşündükçe coşkuyla doluyordu içi.

Nihayet eve vardı. Güvercinini kümesin içine bıraktığı gibi yokluğu farkedilmeden düğüne koştu. Hemen neşeyle meydanda halay çekenlerin arasına katıldı. Keyfi çok yerindeydi. Düğünden sonra hep birlikte eve doğru yürüdüler. Bahçeye girdiklerinde abisi kümesin etrafındaki tüylere bakıp “Noluyor len burda!” diye bağırarak koştu. Kümesin ışığını yaktığında gördüğü manzara ile kendi hayatının ışığı sönmüştü delikanlının: Otuz iki güvercin cesedi ve bir kartal!

Yorum bırakın