TELLİ TURNA

Muş’un Bulanık ilçesine bağlı Gölyanı köyünde davullar zurnalar yeri göğü inletiyordu. Ateşin üzerinde kaynayan kazanlardan elindeki köpük tabaklara yemek alan bir kenara ilişiyor, çocuklar bardak bardak şerbet içiyordu. Kahvede ağır abi takılanlar ceketlerini bellerine sıkıştırmış göbek atıyorlardı. Kadınlar yüksek sesten dolayı dedikoduları birbirine iletmekte zorlanıyor, her biri diğerinin kulağına ağzını yapıştırmış azimle bir şeyler anlatıyordu.

Tüm bu hengamenin arasında bir sandalyeye iliştirilmiş gelin bu düğünün en az ücretle işe alınmış figüranı gibiydi. Meydana alalade dökülmüş yamuk betonun üzerineki tek bacağı kısa plastik sandalyede iki santim aşağı yukarı hareket edip durmasa oyuncak bebek gibi görünecekti gelin. Herkes geline bakıyordu, ama onu gören sadece bendim. İnsanlar ona baktığında gelin görüyorlardı, bense taşlı gelinliği de, takılan altınları da, alnına yazdıkları yazıyı da taşımakta zorlanan bir çocuğun tek bacağı kısa sandalyede nasıl oyun oynadığını görüyordum.

Küçük çocuklardan biri başı önüne eğik gelinin dizlerinin önünde durup gözlerini gelinin gözlerine dikti. Elindeki parlak kırmızı kağıtlı yarım daire şeklindeki çikolatayı gelinin avucuna bıraktı. Gelin gülümsedi, çikolatanın kağıdını açtı, ağzına attı. Bir yandan onu usulca çiğnerken bir yandan dizinin üzerinde parlak çikolata kağıdını tırnağıyla düzledi, ikiye katladı, sonra kimse farketmeden ayakkabısının içine koydu.

Az sonra altında evlenme hayali kuranların isimleri, içinde çikolata kağıdı olan ayakkabıların üzerinde ayağa kaldırıldı gelin. Eğdiği başını kaldırırken duvağının iki yanından önüne sarkan gümüş rengi telleri arkaya savurdu. Onca kalabalığın arasından ileride gölün kenarında incecik bacaklarıyla durup ona doğru bakan telli turnayı gördü. Onun da başının yanında birer tutam telleri uçuşuyordu. Gelin, turna olmak istedi o an. Düğün bitmişti. Kollarına girmiş evine doğru götürüyorlardı onu. Bana sorsanız sürüklüyorlardı. Gelin birkaç adımda bir başını çevirip telli turnaya bakıyordu. Her seferinde yanındakilerden biri hiddetle çenesinden tutup önüne çeviriyordu başını.

Telli turna Afrika’dan yola çıkmış Avrupa’ya doğru giderken bu köyde mola vermişti. Tesadüf değildi elbette çocuk gelinin düğününe gelmesi. Gelinin gözlerine bakıp iki çift kelam edecekti ona. Turna söyledi söyleyeceğini, gelin sözlerini tamamlayamadan sokuldu evine. Girmeden önce çocukluğunu verdi telli turnaya, belki de emanet etti. Şimdi turna bir ecnebi memlekette, tabiata sonsuz saygısı olan biriyle belki göz göze. Bir turna neden böyle hüzünle bakar diye düşünüyor belki o kişi. Bilmiyor ki o gözlerde gelin edilen küçük bir kızın çocukluğu var.

Yorum bırakın