İlk defa geldiği Kudüs’te vakit kaybetmeden Zeytindağı’na çıktı. Rivayete göre bu dağdan Kudüs’ü izleyen kişi oralı olurmuş. Seyir terasından şehri izlerken artık Kudüslü olduğunu iliklerine kadar hissetti. Ilık esen rüzgar yüzünü okşarken elini kaldırıp önce sol sonra sağ omzuna, sonra başına ve en son da göğsüne götürerek, “Rab Baba, oğlun İsa’nın bizim için kendini feda ettiği yere geldim. Hac vazifemi yapmaya geldim, yolumu kolaylaştır” dedi.
Zeytindağı’nın eteklerindeki Gethsemane Bahçesi’ne baktı gözyaşları içinde, İsa’nın altında gammazlandığı zeytin ağacı diğerlerinin yanında heybeti ile göze çarpıyordu. Yorgun ruhuna eşlik eden yorgun bacaklarıyla dağdan yavaş yavaş inerek Gethsemane Bahçesi’ne girdi. Hac yürüyüşüne başlamadan önce bu bahçede biraz vakit geçirmek istiyordu.
İsa’nın elleriyle diktiği iki bin yıllık zeytin ağacı, ölümsüzlüğün simgesi zeytin ağacı, gölgesinin İsa’yı saklayamadığı zeytin ağacı… O ağacın yanına oturdu. Gözünden düşen yaşlar toprağın rengini siyaha çalıyordu. Başını ağacın gövdesine dayadı, uyku ile uyanıklık arasında kendini o talihsiz günü uzaktan izlerken buldu.
Gece ilerlemişti. Otuz gümüş paraya İsa’yı ele vermesi için anlaştıkları Yahuda’yı silahlı birlikler de uzaktan izliyordu. Yahuda, İsa’yı nerede bulacağını biliyordu, İsa o aralar Gethsemane Bahçesi’ne sık sık gidiyordu. Ama bu akşam orada kalabalık olacaklardı. Kalabalığın içinde karanlıkta İsa’yı tanımayan askerler onu nasıl yakalacaklardı? Yahuda bunu da düşünmüş “Kimi öpersem, İsa odur, onu tutuklayın” demişti. Yahuda bahçedeki kalabalığın içinde İsa’yı gördü, yanına gidip selam vererek onu öptü. İsa herşeyin farkındaydı: “Yahuda, beni bir öpücükle mi ele veriyorsun?” dedi. Direnç göstermeden teslim oldu.
Adam tüm bu sahneleri izlerken oturduğu toprağın kendini içine almasını istedi. İsa’nın zeytin ağacından çarmıha gerildiği yere kadar sürüklendiği çile yolunda yürümeye hazırdı artık. Gözlerini açtığında başında biriken kalabalığı gördü. Bir kriz geçirmişti, öyle düşünmüştü herkes. Eline tutuşturulan suyun yarısını içti, geri kalanı ile yüzünü yıkadı. Ayağa kalkıp hac yürüyüşünün başlangıç noktasına gitti. Gördüklerini taşıyacak gücü yokken Rab neden ona bu sahneleri izletmişti. Şimdi İsa’nın yerine bir başkasının o acıları çekmiş olduğuna ve onun da göğe yükseldiğine inanan Müslümanların yerinde olmak istedi ilk defa. Yolun daha ilk durağında zayıf kalbine yenik düştü adam, izlediklerini de, hüznünü de dünyada bırakıp başka bir alemin yolunu tuttu.
